Takı-Tasarım Bölümü Öğretim Görevlileri Datça’da

26 Aralık ve 27 Aralık tarihlerinde Marmara Üniversitesi Takı ve Tasarım Bölümü Öğretim Görevlilerinin araştırma gezilerinde onlarla birlikteydim. Datça’ya hazırlayacakları projenin ön çalışması için gelen arkadaşlara katılmam onlara bu araştırmalarında yardımcı olan Özgül Tuzcu arkadaşımın daveti ile oldu. Özgül hanım liman girişindeki Oda Sanat Atölyesinde kendine özgü tasarım ve çalışmaları olan bir arkadaşımız. Turizm sayfamda bilgi veriyorum. Arkadaşlarla gezerken şimdiye dek sadece fotoğrafını çekip geçtiğim birçok konu hakkında bilgi sahibi olurken güzel fotoğraflar çekme imkanı buldum.

eski datça sokakları

Özgül Tuzcu arkadaşımın belirttiği programa uygun olarak saat 11.00 gibi Eski Datça’ya gittim. İlk olarak buradaki takı ve dokuma çalışması yapan yerler gezilecekti. Tabii kış sezonunda bu gibi yerlerin birçoğu kapalı oluyor, açık olan birkaç yer var. Hava kapalı, birkaç gündür esen güneyli rüzgarlar arada bir kısa süreli yağmurlar getirdi. Fırtınanın sonunda kuvvetli bir yağmur mutlaka yağar ki o yağmur bu satırları yazdığım günün sabahında geldi.

eski datça fotoğrafları

Islak taş yollar, böyle havalarda Eski Datça yine bir başka güzel, sokaklar boş, burada yaşayan birkaç kişiyi gördüğümüz oldu.

ogretim-gorevlileri-datcada-3

Buluşma saati geldiği halde görünürde kimsecikler olmayınca yaz kış açık olan Hürriyet Abla atölyesine girdim, o da merak etmişti gelen giden olmayınca. Neyse arkadaşlar gelinceye kadar Hürriyet hanım ile sohbet ettik, hoş bilgiler öğrendim. Daha önce defalarca bu dükkana gezdiğim kişilerle girmişliğim var ama böyle bir sohbet imkanı olmamıştı.

ogretim-gorevlileri-datcada-4

Hürriyet hanımın zamanının çoğu burada geçiyor, yere serdiği bir minderin üstüne oturmuş kilim dokuyordu. Basit dokuma tezgahında kullanılan malzemelerle ilgili bilgi verdi hemen, Çözgü, Böce Atkı diye. Kilimlerin desenleri hafızasında imiş, doğaçlama diyor, “ben bir yere bakmam, içimden geldiği gibi dokumamı yaparım.” Dün de saatlerce çalışmış, burada dinleniyormuş, tabii o bunları derken onu iyi anlıyorum. Zamanında bu büyüklükte olmasa da basit tezgahlarda dokuma çalışması yapmıştım.

ogretim-gorevlileri-datcada-5

Hürriyet Abla’nın hayranları çokmuş, yabancı ülkelerden ziyaretçileri oluyor. Hollandalıların kendisi ile ilgili bastırdığı kitabı gösterdi. Yine bazı yerlerde ondan söz edilmiş, İstanbuldan birileri yağlı boya tablosunu yapmışlar, duvarda asılıydı. Hürriyet hanım da Datça’daki diğer ipek dokuyanlar gibi ipek böceğini besliyor ve kozalarını iplik haline gelmesi için Bursa’ya gönderiyor. Fotoğraflardaki kıyafetlerinden söz edince biz yörüğüz diyor. Ben bildim bileli bu dükkanda çalışmalarını sürdürüyor.

ogretim-gorevlileri-datcada-6

Hürriyet hanım Datça’daki her tür otun adını, özelliklerini iyi bildiğini söylüyor. Otlarla çok değişik yemekler yaparlarmış, otu ete değişmem, zaten et te ottan olmuyor mu diyor. Datçalılar da birçok ot türünü yemeklerde, salatalarda değerlendirirler, hatta uzun yaşamalarını ben biraz da buna bağlıyorum, et çok fazla tüketilen bir ürün değilmiş konuştuğum yaşlılardan duyduğuma göre. Birçok değişik ot, zeytinyağı, bal, badem….Hürriyet hanım yörüklerin gözlemesi güzeldir, sen hiç ak darı ekmeği yediğin mi diye sorunca bir kez yediğimi söyledim, ama sıcak olunca güzel oluyor diye de ekledim. Tabii ak darı ekmeği de benim için ilginç bir anı anlatsam uzun sürer birgün anlatırım yeri gelirse.

ogretim-gorevlileri-datcada-7

Bu çaput süslemeleri Eski Datça sokaklarında çokça görürsünüz, Hürriyet hanım bana bunun öyküsünü anlattı, bu öyküyü dinledikten sonra şimdi onlara daha değişik bir açıdan bakıyorum. Öykü aslında tam bir çocuklara masal olacak türden, içinde öğretici unsurlar çok, Hürriyet hanımın dediğine göre burada yaşanmış. Kendisine 98 yaşında vefat eden yaşlı bir Eski Datçalı anlatmış. Öykünün adı Bereket Kuşları Eski Datça’da yaşayan 5 çocuklu fakir bir aile varmış. Yokluk içinde bir odanın içinde yaşıyorlar. O zamanlar doğru dürüst bir yol yok, Muğla’ya falan atla gidilirmiş, o da belli zamanlarda. Yol da imece usulü eline kazma küreği alan köylüler tarafından yapılmış. Tekneyle korsanların geldiği zamanlarmış anlatılana göre, o yüzden köyler hep korunaklı yerlere yapılmış. İnsanlar ne ekerlerse onu yerlermiş, bakkaldı, dükkandı yokmuş. Kel armutu ( ahlat), Harıpı (keçi boynuzu), baklayı kurutup ekmek yapımında kullanırlarmış, arpa, buğday, mısır hepsi karıştırılırmış. Evde pencere yokmuş, kapıdan giren bir ışık olurmuş. Birgün kırlangıç içeri girip kapının karşısındaki döşeklerin arasına yuva yapmış. Yatakların arasından gelen sesler üzerine evin hanımı eşine bey bir bak bir kat yatağımız var arasına fare yuva mı yaptı, sesler geliyor deyince yataklar kaldırılıp bakılınca kara başlı bir avuç kırlangıç yavrusu ile karşılaşılıyor. Çocuklar çığrınıyor ( Hürriyet hanım kendi şivesiyle pek güzel anlatıyor), biz de bakcaz, görcez diye. Anne sakın bu yavrulara dokunmayın, Allah dede sizi görüyor ellerinizi ters döndürür, yemek yiyemezsiniz demiş. Eskiden inanılıyordu diyor Hürriyet hanım, şimdiki çocuklar inanır mı? Çocuklar tamam anne diyorlar ellemicez ama görmek istiyoruz. Ve yavrular çocuklar onlara hiç dokunmadan zamanı gelince kanatlanıp uçuyorlar. Tabi çocuklar çok üzülüyor, kuşlarımız gitti, biz onları çok seviyorduk, neden gittiler diye. Birkaç gün sonra aynı yerden yine sesler geliyor, baktıklarında kuşlardan birinin uçamayıp orada kaldığını görüyorlar. Çift başı varmış, kadın bayağı üzülmüş, bu kuş uçup gidemiyecek diye. Ekmeği ıslatmış süpürgenin çubuklarıyla sıkıştırarak kuşa yediriyor, bir ağzıyla yiyebiliyormuş kuş. 10 gün kadar sonra bir bakıyorlar kuş ölmüş, çocuklar buna çok üzülüyorlar, anne durumu anlatsa da çocuklar kuş diyor başka birşey demiyorlar. Rüyalarında onu görmeye başlıyorlar, biri uçup omzuma koydu, biri elime kondu diye hergün birisinin rüyasında. Anne ne yapsam da bu kuşun etkisinden kurtulsalar diye düşünürken eski pazenlerden, basmalardan 5 tane karışık renklerde kuşlar yapıyor. Çocukları da sizin kuşlarınız burada artık gitmeyecekler, ölmeyecekler diye teselli ediyor. Ölen kuşta olduğu gibi çift başlı bu kuşlara bereket kuşları deniyor ve Eski Datça’da bunlar günümüze kadar yapılıp geliyor. Fotoğraftaki çaputlar bu kuşları simgeliyor. Yine hikayeye göre o çocuklar buranın ilk okuyan çocukları olup iyi mevkilere gelmişler. Evde de öyle bir bereket olmuş ki bir lokma birşey girse bitmezmiş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.