Datça’nın En Zorlu Doğasında Yaşananlar – Sındı – Merdivenli Yürüyüşü

Vadi yürüyüşümüzün bir yerinde önden giden arkadaşlar burada geçit yok dediler, sol taraftan, yükseklerden gelen bir vadi bizim yürüdüğümüz vadiyle buluşuyordu. Buluşma yerinde kuyu gibi bir çukur ve aşılmaz kayalar vardı. Derenin karşı tarafında da durum pek parlak değildi, yüksek duvar gibi düz kayalar ve uçurumlar vardı. İşte bu fotoğraf Sedat arkadaş keşif yaparken umutsuzca ne yapacağımızı düşündüğümüz anlardan. Kısa bir araştırmadan sonra çok dik tehlikeli bir yamaçtan aşağıdaki derin vadiye doğru bir iniş başladı, önümüzü de tam göremiyorduk, dik bir uçurum çıksa orada kalacaktık. Çarşak denen çakıllı geçişler, dik kayalardan inişler, adrenalin dolu anlardı. İnişler için ipi evde hazırlamıştım, yola çıktığımda unuttuğumu anladım ama geç olmuştu, geçmiş yıllardaki araştırmalarımda ip lazım diye duymuştum, ipimiz olsa risk çok daha az olacaktı.

Aşılması zor bu kısım bayağı zamanımızı aldı ve bizi yordu, zemine indiğimizde rahatlamıştık. Yanlış anlaşılmasın şikayet etmek gibi bir niyetim asla yok, buraya gelirken her şeyi göze almıştık, kolay olsa belki hayal kırıklığı yaşardık. Yolumuza yaban hayvanları, tehlikeli yılanlar da çıkabilirdi, bu doğada hepsi var. Altta Sedat arkadaşımın dikenli sarmaşıklarla mücadelesi görülüyor, her adımımız bu gibi sahnelerle doluydu.

Çok değişik manzarların içinden geçtik, amazon ormanlarında gibiydik, çoğu zaman güneşe hasret bitkilerin arasında, tünel gibi yerlerden geçip gittik, yosunlar çok güzel görüntüler oluşturuyordu. O kadar yüksek dağlarla çevrili olmamıza karşın bu doğada tek damla su yok. Ekrem arkadaşım bir ara sarmaşığa tutunup kayalara tırmanma denemesi yapatı.

Vadide yürürken nasıl bir yükseklikte olduğunuz fikri kayboluyor, 50 m de bir yüksek bir kayalıktan indikçe şaşkınlığımız artıyordu, bu inişler hiç bitmeyecek mi dediğimiz anlar oldu. Oysa sahile geldiğimizde gördüğümüz doğa bu vadinin nasıl bir yükseklikten aşağıya doğru indiğini bize gösteriyordu. Sağ üstte, dik bir kayalıktan kurumuş dalları olan bir ağaç vasıtasıyla indik, birileri koymuş gibiydi. İnmemize teller de yardım etti, bir müddet daha devam eden bu teller bir zamanlar burada defne yaprağı toplayanlar tarafından bırakılmış tellerdi. Önce yolu şaşırmamak için konmuş sandım ama sonra bu tellere tutunup kayalardan indikçe bu amaçla konduğunu düşündüm.

Bu dik, derin vadiden aşağılara doğru inerken tünel gibi yerlerden, bitki örtüsünün içinden geçtik. Ayakkabılarımız nemli kayalarda çokça kayıyordu, dikkat etmemeiz gerekti, bu bizi yavaşlattı.

Yolumuz defne ağaçlarıyla kaplıydı, çürümüş yapraklara basarak, küf kokan bir ortamda yürüdük.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir