Datça’da Bahar Gezileri

mart-bahari-13

Bu masalımsı dünyadan çıkıp Belen’e yaklaşırken yolda yürüyen bir çiftle karşılaştık, sohbet ettik. Ferit Denizkuşu eşi Ayla hanımla çağla toplamaktan geliyordu, ne güzel bir soyadınız var dedim Denizkuşu’nu duyunca. Ayla hanım video çekerken nerede görüneceğiz biz de bakalım dedi. Ferit Denizkuşu ” Bir torba çağla kırdık daha kıracağız ” derken çağlanın 20 liradan alındığını öğreniyoruz. Biz de alıyoruz ( Belen’de marketleri  var ) ama fiyatlar düştü, ucuz dediler. Büyük şehirlerde oldukça yüksek fiyattan satılıyormuş. Tabii her yerde çağla toplanmaya başlayınca fiyatlar daha da düşer. Buralarda yaptığımız sohbetlerde romatizma gibi rahatsızlıklardan çokça dert yanılıyor, gençlikteki yaşam koşulları diyorum kendimce. Çobanlık yapmışlar, yağmurda, çamurda, evler de  çok sağlıklı sayılmaz.

mart-bahari-14

Sonra evlerine doğru yürüdüler.

mart-bahari-15

Belen’e girişte Denizkuşu çifti bahçede çağla topluyordu, fotoğraflarını çekeyim diye durdum. Bu yıl çağla toplarken ilk fotoğraf çekişim oldu.

mart-bahari-16

Beyaz çiçekleri ve yeni çıkan yapraklarıyla bir badem ağacı çok güzel görünüyordu, çiçekten çiçeğe konan arıların vızıltıları duyuluyordu.

mart-bahari-17

Sohbet ederken büyük kentlerden Datça’ya akın ediliş konuşuldu, arsaların elden çıkarılışı falan. Ferit bey 1970 li yıllarda terzilik yaptığını söyleyerek ” O yıllarda iyi para kazandık, Datça 250 nüfustu, istediğim yerden arsa, ev alabilirdik bizim de aklımıza gelmedi dedi. Ne mutlu size böyle bir doğada, sakin, mutlu yaşıyorsunuz dedim, daha ne isteyeceksiniz. Ben de özgürce, doya doya Datçamızı geziyorum, bundan daha zenginlik olabilir mi diye konuyu kapattık.

mart-bahari-18

Belen’den geçerken  sohbet eden iki kişiyi görünce durup yanlarına gittik, isimlerini sordum, bahçe duvarının arkasındaki kişi kendini tanıtırken Lakabım Ferhat, adım Mehmet Kırlı dedi. Diğer, engelli arabasındaki kişi isminin Hasan Basri Akyıldız olduğunu söyledi. İkisinde de anlatacak çok öykü vardı, Hasan Basri Akyıldız 1967 yıllarında süngercilik yaparken vurgun yemiş. Daha sonraları düzelmiş, yaşlandıkça vurgunun etkisini görür olmuş, ayaklar tutulmuş. Vurgunun dışında ben de hastalık bulamazsın diyor. Sünger dalgıcı olarak Yunanistan’da, İtalya’da çalışmış, burada çıkardıkları süngeri de Yunanistan’a satarlarmış.  Mehmet Kırlı bir ara lafa girerek ” Akdeniz’de, Marmara’da onun gezmediği yer yok ” dedi. Datçalı araştırmacı yazar Nihat Akkaraca kendisiyle röportaj yapacakmış, vefat edince olmamış. Bir gün maceralarını konuşmak üzere anlaştık.

Mehmet Kırlı 17 – 18 yaşlarında çobanlık yapmış, çocukluğunda buradan Yazıköy’e kadarki yol boyunca koyun, keçi sürülerinden geçizmezdi diyor, sabah ve akşam yollar hayvanlarla dolarmış, hayvancılık o yılların önemli bir geçim kaynağı. Konuştuğum yaşlıların birçoğundan yaşamının bir kısmında çobanlık yaptığını duydum. Mehmet Kırlı çobanlık yıllarından sonra askere gitmiş,  gelince çiftçilik, milasta kalıpçılık yapmış. 20 seneye yakın Knidos restoranı eniştesiyle birlikte çalıştırmış. Daha sonra balıkçılığa heves etmiş, iki tekne alıp sattım, sonunda da emekli oldum diyor. Şimdilerde hayvan beslenmesinin nedenlerini sorduğumda yapılan işin masrafları kurtarmadığını söyledi, kuru bir saman verdiği halde eşeğinin yıllık masrafı bile 500 liraymış. O yıllarda her yer ekilip, biçilirmiş, buğday her yerde yetişmediği için genelde arpa dikiliyor, arpa ekmeği yeniyor, buğday ekmeği bayram gibi özel günlerde yapılırmış.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.