Henüz Bitmemiş Bir köy Türküsünün Ortasındayım

nevra küçükçelebioğlu akademi'de

 

İzleyicilerim bilirler Knidos Akademi’de resimlerin önünde fotoğraf çekmeyi çok severim, resimlerdeki renklerin, ışığın modele yansıması hoş görüntüler ortaya çıkarıyor.  Güzel bir modelle bu çekimler daha zevkli. Fotoğrafta yeğenim Nevra sabırla bana poz verirken görülüyor. Yeğenimin bu yıl lisede 3. yılı, hayalinde doktor olmak var. Datça’ya ikinci gelişi, altta Datça’yı anlattığı yazısı yer alıyor.

Bir Dem Sevdanın
ya da
Henüz bitmemiş bir köy türküsünün ortasındayım.
“Dur diyor bu güzelim Yarımada’yı saran haşmetli dağlar.
“Doğmamış bir çiçeğin rüyasındasın ”
Toprak olsan, yahut emsalsiz bir yıldız
ve yüreğinin kurak topraklarına esse sonbahar,
Her günün ardında Datça zarif çehresiyle,
yeniden kuruluyor bir mısranın ortasına…
Datça sıcak dar sokakların, tuz kokan gökyüzünün ufak lakin umut dolu memleketidir. Bademdir, incirdir, güvendir. Deniz olur çehreniz, bir cam gibi açılır bambaşka enginlere. Datça kudrettir.
Kudrettir omuzlarından bir ipeği anımsatan saçlarının derin uykusu.
O saçlar masmavi bir yalnızlık kokar. Derin bir yalnızlıkla kavrulur. Sabahlar eritir güneşi teninizde. Gönlünüz bambaşka anıların dehlizi oluverir bir anda. Altın kanatlara bürünür.
Uçar uçar sessiz bir meltemin ardından…
Datça, büyüklerin engin dudaklarından dökülen bir ninnidir. Bazen soluğunuza karışır, bedeninizde can bulur. Bazen en karanlık gecelere yaraşır bulur kendini. Bir yıldız misali kurulur göğün en şerefli tahtına, seyreder genç ve diri yılları.
Çocukların şen ve tasasız kahkahaları gibidir bu güzel Yarımada. Palamutbükü’nde soluklananların cenneti, bir tablodan hınzırca kaçan yelkenlilerin dert ortağıdır. Gezmeli, görmeli.. Belki o zaman bir çiy tanesinin gözlerinden görürüz bu dünyayı. Koca bir masal gibi…

Nevra Küçükçelebioğlu

 

Biz sergiyi dolaşırken fotoğraf çeken bir arkadaş vardı, profesyonel bir şekilde çalışıyordu. Fotoğrafını çekmemi istemedi önce , tanıştıktan sonra birkaç fotoğrafını çektim, onlar da biraz uzaktan oldu. Derin Baratka Amerika’da yaşıyor Ukksa ile ilgi bir proje nedeniyle buradaymış,  kendisi senaryo yazarı, yönetmen. Sohbetimizde  ” Bu proje uluslararası bir proje, dünya insanının dengeyi bulması, kendine dönmesi için yapılacak olan bir çalışma. Sanat ve doğayla insanı kendine döndürmek için , hadi kendinize gelin artık, demek için yapılan bir çalışma. Biz olalım artık, bu yol sanat ve doğadan geçiyor, sanatçı olarak işimiz hatırlatmak ” dedi.

Görüldüğü gibi işlenen birçok konuda artık doğa var, doğadan koparılmış, beton yığınlarının içine hapsedilmiş bir insan var. Tüketen, yok eden, gelecek nesillere birşey bırakmayan bir insan. Doğayı yok ederek gelecek nesillere bilim kurgu filmlerdeki gibi nefes alınamayan, suları olmayan bir doğa mı bırakacağız. Ve herkesin kaçıp gelmeyi düşlediği bu Yarımada da yok olmakta, elimizden kayıp gitmekte. Son bakir topraklar, yok ettikleri kentlerden buraya farkında olmadan geldikleri yeri de yok eden insanları görüyoruz. Mekanın değişmesi bir şeyi değiştirmiyor, kafa aynı. Parayla ben herşeyi yaparım, gerisi hikaye diyenleri görüyoruz. Geçenlerde ” Kıyametten kaçan Facebook ” yöneticisi diye bir haber çıktı, yazılanlar her şeyi çok güzel açıklıyordu. Yapılan teknolojik çalışmaların içinde olan bu kişi, ben gelecekten geldim, geleceği gördüm diyerek kariyerinin en güzel zamanında ıssız, küçük bir adaya yerleştiğini okuduk. Gelecekle ilgili gördüğü şeyler korkutucu, bilim insanları sera etkisine karşı son üç yılımız var, bu yıllar içinde bir şeyler yapmazsak felaketlerle karşı karşıya kalacağımızı söylüyorlar. Tabii bilimin, bilimsel düşüncenin önemsenmediği ülkelerde olacakları hayal etmek kolay değil.

 

Bir ara yine Fazilet hanımın yanından geçtik, kendisini çalışmasına kaptırmış, fırçasını tuvalin üzerinde zevkle gezdiriyordu.

 

Bir sokak tablosunun önünde hepimiz birer fotoğraf çektiriyoruz, Ekrem arkadaşım  sokağın başında bir turist gibi görünüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir