Bahar Gelince Ben Böyleyim…

26 mart pazar günü arkadaşım Ekrem İpek ile Betçe’ye gittik, çağla baharının en güzel görüntülerinin yaşandığı zamanlar. Şiirsel bir ışık var, şairler sözcüklerle baharı anlatırken bizler fotoğraf makinamızla baharın o şiirsel görüntülerini, ışığını yakalamaya çalıştık. Sonuçta gördüklerimiz dizelere dökülmemiş bir şiirdi. Şiir yaşamın her anında var ama günlük yaşama kendimizi öyle kaptırırız ki doğanın bizlere armağan ettiği bu şiiri ne görebiliriz ne de okuyabiliriz. O zaman şairler girer yaşamımıza baharı, hissettiklerini, baharla gelen heyacanları onların dizelerinde okuruz.

Bu güzel doğada dolaşırken bir zamanlar çokça dinlediğimiz ” Bahar Gelince ben böyle olurum, sarhoşum, sarhoşum ” şarkısının sözleri takılıyor dudaklarıma, birkaç dizesini tekrar edip durdum dolaşırken. Arkadaşlarım bilirler şarkı sözlerinin bir dizesi gelir aklıma, ama devamını getiremem, tekrar eder dururken o dizeyi aslında müziği kulaklarımda çalınmaktadır. Bu güzellikler, karşılaştığımız sıcak insanlar bize çok hoş duygular yaşatmakta, doğa insanlarla, canlılarla güzel.

Şiir benim yaşamımda hep vardır, ortaokul yıllarında yazmaya başladım, sonra lise ve yüksekokul zamanları onunla ilişkim sıkı fıkı hep devam etti. Resimle şiir ayrılmaz ikiliydiler. Resimde  şiir hep vardır, şiir de de resim. Aynı anda şair ve ressam olan birçok sanatçı tanıyoruz, sonra şiir öne çıkmıştır bazen de resim. 1981 yılından sonra yazamadım, içimdeki pınarlardan biri kurumuştu besbelli. Yazamasam da yaşamdaki, doğadaki şiiri okumaya devam ettim, bazen ozanların dizelerinde, bazen yaşamın, doğanın kendisinde.

Bahar gelince ben hep böyle olurum,  bahar beni çokça etkiler, duygusallığım artar. Dün gece bahar yağmuru da yağdı, birçok kişi yatağında mışıl mışıl uyurken onun müziğini dinledim. Bu satırları yazdığım bugün sabah hava güneşliydi, sonra yağmur havası bastırdı, hafifçe yağdı zaman zaman. Bugün  çalışma odamdaki geniş masama yerleştim, yazmak daha zevkli. Dışarıdan kuş sesleri yankılanıyordu odamın içlerine kadar. Onlarda da baharla gelen bir değişiklik var bu günlerde, ötüşlerindeki heyacanı hissedebiliyorum. Çevremiz beton yığınlarıyla doldu, bizim ev gibi bir kaç ev var bahçesinde ağaçları olan, o yüzden kuş sesleri hiç kesilmiyor. Daha arsamızı alır almaz ilk işim çam ağaçlarını dikmek oldu, dört tane çam ağacımız var, kokusunu, rüzgarla söylediği şarkıları pek severim. Sonra incir, badem ağaçları, bir armut ağacımız var. Her yer asma, kuşlar kocaman bir ağaç gibi olan zakkumun arasında zıplamayı çok seviyorlar. Daha önceleri karşı arsadaki palamut ağacında toplaşırlardı, şimdi o ağaçlar yok.

Betçe tarafına giderken arkadaşımla genelde Reşadiye kavşağında buluşuruz, o benimle buluşmak için Kızlan’dan 7-8 km lik bir yolu yürüyerek gelir. Geldiği yol tarlaların arasından geçen çiçeklerle, yeşilliklerle kaplı bir yol. Bu mevsimlerde daha güzel olur. Buluşma yerine geldiğimde onu göremeyince telefonuma sarıldım, beni bekletmez genelde. Geçtiği doğa öyle güzelmiş ki çiçekleri, doğayı fotoğraflarken saati unutuvermiş,  hala yolda olduğunu duyunca hemen oraya doğru hareket ettim, sonuçta baharı görüntülemek istiyorduk. Olive Farm’ın orada arabamdan inerek yürümeye başladım. Biraz sonra karşılaştık, hızlı adımlarla her zamanki gülümseyişiyle bana doğru geliyordu. Hemen yan taraftaki sarı renkli turp otu çiçeklerinin içinde fotoğrafını çektim. Çevremizde bizim buralarda pamuklan denilen laden çiçekleri karabaş otu çiçekleriyle beraber güzel bir görüntü sunuyorlardı. Tam bir bahar havası vardı, hani insanı sarhoş edecek, sersemletecek kadar güzel bir gündü.

Pamuklanlar bundan sonra dağların yamaçlarını kaplarlar Ozan Ahmet Arif’in ” Dağlarına Bahar Gelmiş Memleketimin ” dizelerinde olduğu gibi.” Baharı özleyenler hep vardır bir yerlerde.

Bu güzel manzaralarda gezerken baharı farkedemeyen, görme imkanı olmayan insanlar da gelir aklıma , onlar için de bakarım bu güzelliklere. Hep beraber bu güzellikleri görebildiğimizde, şiirleri duyabildiğimizde, bahar yağmurlarında ıslandığımızda bahar daha bir anlam kazanacak.

Pustularda durarak badem tarlalarının fotoğrafını çektik, çağla yeşili derler ya, ne güzel bir yeşildir o. Dallarda güneşle ışıyan çağlalar artık oldukça büyüdü. Bu güzel havada badem bahçelerinde çağla toplayanlarla karşılaşacağımızı biliyordum, günlerden pazar olması da bunda etken.

Bu kez Betçe’ye Mesudiye yolundan girdik, Hayıtbükü’nden Kızılbük’e doğru giderken Hayıtbükü manzarası güzeldir, kayaların üzerinde fotoğraflar çektirdik. Adatepe uzanmış bir dinazor gibi bize bakıyordu, deniz sakindi.

Yolda değişik bir bitki dikkatimi çekti. Flora sayfasında Riyat Gül hocamız papatyagillerden,  Bozlanotu ( Ptilostemon chamaepeuce ) olduğunu yazmış, teşekkürler.Kızılbük’te Gabaklar Turistik tesisine geldiğimizde bir balıkçı teknesi kıyıya yaklaştı. Onunla manzara daha da güzelleşti, biz de bu fırsatı değerlendirmeye çalıştık.

Kızıbük sahilinde dolaşırken Ilgın ağaçlarının erguvan renkte çiçekleri ilgimizi çekti. Bu arada biraz ileride Kırmızı palmiye böceğinin yok ettiği ağaçlar da acı verici bir görüntü sunuyorlardı. Gabakları işleten Mustafa bey ve çalışanları masada çay molası vermişlerdi, bizi de davet ettiler ama yola çıkmamız gerekiyordu.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir