Şubat’ta Bahar Havası

Biraz ileride Karaca büfede ekşi mayalı köy ekmeğini görünce bir tane alayım dedim, sıcacıktı, bir tane de orada yemek için aldık. Bizim ekmeğin büyük bir kısmı kısa zamanda tükendi. Bize Kumyer’li arkadaşlarımız da katıldılar. Karacan Büfe’den zeytin istedik, zeytin yağıyla birlikte banıp yemeğe başladık. Bazı şeyler ortamında güzel oluyor, o an ızgara falan olsa bu kadar lezzetli olur herhalde. Yağın kokusu bir başka, ekmeğin kokusu bir başka, Datçalılar zeytini de güzel yapıyor, çok lezzetli oluyor, evde deniyoruz aynı lezzeti kıvamı bulamıyoruz. Ben kolay kolay zeytin yemem, tuzlu ve ekşi şeyleri yiyemiyorum ama bunların tuzu falan rahatsız etmiyor, pazardan da tuzu az olanlardan alıyorum.

Ekşi mayayı Betçe’de çok güzel yaparlar, ekmekleri de çok leziz oluyor, çam sakızlı, tarçınlı, susamlı ekmek. Betçe kelimesi çok geçti yine açıklayayım bilmeyen için, Datça yarımadası’nın batı tarafı Betçe diye bilinir. Datça köylerinde beni şaşırtan; birbirlerine çok yakın olmalarına rahmen, kültürel, sosyal ve fiziksel açıdan farklılıklar görmem oluyor.

Ekmeği yağa banıp yemek, paylaşmak, unuttuğumuz şeyler, güzel geleneklerimizi unuttuk, atalık tohumlarımızı yitirdik, bizim olan birçok şeye yabancılaştık, şimdi böyle görüntülerle mutlu oluyoruz. Bu mevkiin adı Helvacıbaşı imiş ( Onlar halveci diyor sanki ), Şener Ören buralarda eskiden Rum yerleşimci varmış, helva yaparmış diyor.

Kumyer’de güneşin tadını çıkardık, sohbet ettik, videolarım ve sayfalarım özellikle gurbetteki Datçalıları çok mutlu ediyor anladığım kadarıyla. Ailelerini, akrabalarını, arkadaşlarını, memleketlerini görüp hasret gideriyorlar.

Kumyer’den Ovabükü’ne geldik, çok güzel badem çiçekleri karşıladı bizi yolun başında, yamaçlardaki beyazlıkları görüp Avlana’ya gidelim dedim.

Avlana Mesudiye’nin ilk kurulduğu yer, muhtarlık binası falan burada, havası oldukça değişik, burada büyük ceviz ağaçları da var, suyu ve serini severler. Bu kaynak suyu yıllardan bu yana yaz, kış akar, ama bu yıl diğer yerlerde olduğu gibi kaynak coşmuş durumda. Çeşmeden akan sular hızla ovaya doğru akıyor, bir kol bu havuza geliyor, oradan çıkıp gidiyor. Bu havuz yazları bahçe sulamak için kullanılıyor, çeşmeden gelen su burada biriktirilip aşağıya ihtiyacı olanlara veriliyor. Tabii yıllar önce daha önemliydi bana göre, şimdilerde turizmle birlikte tarım üretimi fazla kalmadı, mandalin ve diğer meyva, sebze bahçeleriyle uğraşan pek yok. Sular boşa akıp gidiyor derken Mesudiye Emlak’ın sahibi Hayrettin bey bu su bizim için hala önemli, yazın bahçelerimizi suluyoruz dedi. Vana var, saatliymiş, herkesin saati varmış ona göre su veriliyormuş. Böyle duyumlarda kendim faydalanıyormuşum gibi mutlu oluyorum.

Biraz yürüyünce badem çiçeklerinin büyüleyici görüntüsüyle karşılaştım, kuşlar, arılar ve akan suların sesi doğanın senfonisini çalıyorlardı. Buradaki kahve kapanmış, hoş bir yerdi, hatta bir kadının bize çay getirdiği olmuştu, ne oldu bilemiyorum. Böyle mekanları kapalı görünce bir tanıdığını kaybetmiş gibi oluyor insan.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir