Haziran Dalgaları

Yazmak bir serüven gibi, nereye gideceğiniz, nelerle karşılaşacağınız belli olmayan. O serüvene adım atmak ta her zaman olmuyor, yaşamak, hissetmek gerekiyor. Haziran ayı içinde birçok gezi yaptım, etkinliklere katıldım. Etkinlikler haber sayfamda yerini bulurken, yaptığım gezilerle ilgili birşey yazamadım. İki kez arkadaşımla Betçe’ye gittik, etrafta bir durgunluk vardı, aynı durum bizim için de geçerliydi, mevsimsel bir şey mi bilemiyorum, bu gezilerimden çok az fotoğrafla döndüm. Şunu söylemek de mümkün, artık gün geçtikçe fotoğraf çekmek zorlaşıyor, gezdiğiniz yerlerde bir mimari bütünlük olmayınca içinizden fotoğraf çekmek gelmiyor, fotoğraflarda pek hoş görünen geleneksel yapılar, sokaklar bir bir kayboluyor. Bir zaman sonra arşivlerimi karıştırıp, neydi ne oldu diyerek çektiğim fotoğrafları, yıllara göre yaşanılan değişimleri gösterir biçimde paylaşacağım. Güzellik sadelikle birlikte olan bir şey, bir estetik birikim, eğitim alamamanın sonucunu sokalarımızda, evlerimizde görüyoruz. Ve bu çirkin görüntüler çoğumuzu rahatsız etmiyor, derslerde öğrencilerime perspektif konusunu işlerken telgraf direklerini çizdirirdim, yol boyunca belirli aralıklarla uzanan direkler. Şimdi yollara bakın, bu direkler konurken bir estetik kaygı duyulmuyor, üst üste binmiş, sarkmış teller, kimseyi rahatsız etmiyor. Turistik yerlerde bu gibi görüntüler her yerde, fotoğraf çekerken bunu daha iyi görebiliyorsunuz. Yıllar önceki estetiksel duyarlılığı arıyoruz, doğada her güzel şekil yaptığı işi daha iyi yapabilmek, ortama uyum sağlayabilmek adına o şekli almıştır. Komedi gibi, doğayı yok edip, yüksek yüksek binaları doğa ile iç içe diye pazarlayan reklamlar sıkça karşımızda. Ve sonunda hapishaneden farkı olmayan büyük kentlerin yorgunluğunu, bunalımını atmaya çalışan insanlar. Datça gibi doğanın en güzel incisi yerlere bir akın ve sonuç  kısa zamanda terk ettikleri veya bir zaman için uzak kalmak istedikleri yerleri tekrar yaratıyorlar Bunu yaptıran nedir, akıntısına kapılıp gittiğimiz hırsımız ve özentilerimiz. Sadeliğin, paylaşmanın mutluluk olduğunu unutmuşluğumuz. Yaşamın her alanında bir çürümüşlük hızla yayılıyor, üzülüyorsunuz ve her gün biraz daha zor yazıyorum.

Çok gezmenin, bir yeri iyi tanımanın eksi tarafları, pekçok şey görüyorsunuz, bazıları olumlu, bazıları olumsuz, olumlu tarafları yazıyoruz hep. Eleştiriye açık bir toplum değiliz, bundan faydalanamıyoruz, tabii eleştiri derken yapıcı olmak gerekiyor ama ona da tahammülümüz yok.

bahçemden görüntüler

İklimler de bir değişti, haziran’ın 13’ünde yağan yağmur, 14 ünde yaşadığımız lodos fırtınası gibi. 13 haziran akşama doğru hava kapandı, gece de yağmur yağdı. Sabah kalktığımda yağmur haififçe atıştırıyordu, bu anı belgelemek için bahçeye inip fotoğraflar çektim.

bahcem-2

Etrafımız betonla dolarken, bahçemiz bizi biraz olsun rahatlatıyor, narlar kendini gösterdi, çiçekleri de güzel görünüyor.  Bombus arılarının seslerini duyuyorsunuz çoğu kez nar çiçeğinin içinde polenleri  toplarken. Öyle işlerine odaklanmışlar ki kaybedecek zaman yok der gibi kanat sesleri duyuluyor. Yediğimiz birçok şeyde zehir kalıntısı var artık günümüzde, kanser vakaları her geçen gün çoğalıyor, televizyonlarda şunu yersen birşey olmaz gibi benim mantıklı bulmadığım programlar, özellikle bayanlar tarafndan soluksuzca izleniyor, hemen denilenler yerine getirilmeye çalışılıyor. Bir kere doğada yetişen herşeyin insana bir şekilde faydası var, hepsinden faydalanmak gerek. Bu yıl bahçeme 7-8 domates fidanı diktim, biraz biber, amaç sabah kahvaltısında hiç olmazsa zehirsiz, doğal birşey yiyebilmek. Ve ilk kez yıllar sonra kabuğuyla domates yeme şansım oldu. Çocukken domates tarlalarında yeme yarışmaları yapardık, yıllar öncesinden başlayarak zehirle doğadaki dengeyi yok ettik, şimdi ilaçlara dünya parası veriliyor, ilaçlamadan bir şey yetiştiremiyorlar. Şimdilik benim bahçe sağlıklı, ne kadar sürer bilemiyorum. Geçen gün bir uğur böceğini bahçemde görünce ne kadar sevindim bilemezsiniz, eski bir dostu görmüş gibi. Bunlar bitkilerdeki zaralıları yok eden böcekler, ilaçlamayla onlar da yok oluyor.

haziran ayında lodos fırtınası

14 Haziran hafifçe yağıp, geçen yağmurun ardından sevgi yoluna geldim, bir gün önce birçok kişinin denize girdiği sahilde şimdi dalgalar ve onların beyaz köpükleri vardı. Lodos’tan esen sert bir rüzgar ve beyaz köpükler çıkararak kıyıya vuran dalgalar, günlerdir süren fotoğraf çekememe durumuma son verdi. Kumluk yolunu takip ederek limana kadar yürüdüm, fotoğraflar çektim.

haziran-firtinasi-2

Sevgi yolu Datçamızın en güzel yerlerinden, sakin, düzenli. Hastanealtı sahilinde fotoğraf çekerken bir kişi gelip kendini dalgalara bıraktı. İsmini sormak aklıma gelmemiş, yaz, kış ben yüzerim dedi. Rüzgar çok rahatsız edici değildi, ama yine de üstüme bir şey alma ihtiyacı duydum. Denize girip, dalgaların arasında kulaç atan arkadaşın videosunu çektim, dalgalarla bütünleşmiş gibiydi, o anlar çok mutlu olduğu hareketlerinden belli oluyordu.

haziran-firtinasi-3

Biraz sonra arkadaşımız giderken ben de Kumluk istikametine doğru sahil boyunca yürüdüm. Dalgalara karşı yüzmek yorucu oluyor dedi arkadaş gelmek güzel de. Güzel bir ışık kaplamıştı her tarafı, deniz ve gökyüzünde değişik tonlarda maviler, yeşiller. Sakin bir ortamda dans eder gibi gelen dalgaları izlemenin tadı da bir başkaydı, yanlarından geçtiğim bir çift bu görkemli manzarayı soluksuzca izlemekteydi.

haziran-firtinasi-4

Hastanealtı plajında kimseler yoktu, bu saatlerde yüzmeye gelenler olurdu. Dalgalar kabinlere kadar geliyordu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir