Eylül Duygular Savrulurken

Datçamızada bunun gibi tarihi değeri olan birçok kalıntı var, kendi haline bırakılmış, turizm alanında da kullanılmıyor. Karaköy’de, Değimenbükü’nde bizans dönemi kalıntılar, Hızırşah kilisesi öylece kapalı vaziyette, Çeşmeköy’de Knidos dönemi köprü ki Knidos esrlerinin en heybetlilerinden, adını Datça Detay sayfalarından başka bir yerde göremezsiniz.Sarnıçlar bir bir yok oluyorlar, su alan çatılarından çatlıyorlar. Yarıkdağ’da papaz’ın yeri vs. Aklıma bunlar geldi hemen,  kaderlerine terkedilmiş, bazıları da bilinçli olarak yok olan tarihi eserler.

Mağrin yolunun karşı taraflarındaki dar toprak yola girip tekrar Çeşmeköy yoluna çıktım,  Çeşmeköy’de  meydanının sağındaki yola saparak Knidos yoluna çıktık ve Yaka’ya doğru gittik. Kocadağ’ın üzerleri kara bulutlarla kaplanmıştı, oralara yağmur yağıyor gibiydi. Nitekim dönüşte oradan geçerken yollar ıslaktı, çukurlarda su birikintileri vardı. Su birikintileri derken bu sene de yol Kocadağ’dan sanayi’ye kadar rezaletti, özellikle sağ tarafı ağır vasıtalarca çökmüştü. Buralarda kazaların yaşanmaması mucize, Betçe gezilerimizde birkaç kez üzerimize gelen araçlar oldu, bazıları yolun bozuk kısımlarına girmemek için yolun ters tarafından geliyor, hem de hızla.

Yaka’ya doğru yaklaşırken kuzey tarafımızdaki dağlar çok güzel görünüyorlardı, geçen yıl bu görüntülere dayanamayıp bu dağlardan birine tırmanmıştık. Bulutların arasından süzülen ışık sarp tepelere vuruyordu.

yakaköylü kadınlar

Yakaköy’de caminin yanındaki asırlık çitlembik ağacının altında Yakalılar vardı, biraz ilerisi de Yaka mengenidir, arabamı orada park ettim. Yolun karşısına geçip bir ağaçla insanların bu güzel birlikteliğini fotoğrafladım. Burada bir öykü var aslında, Yaka’nın yaşlıları bu ağacın altında toplanırlar çoğu kez, erkekli, kadınlı. Sohbet ederler, kimi badem kırar, bazıları doğadan topladıkları otları, bademlerini satar öyle bir yer işte. Yaka uzun ömürlü insanların yeri, kendilerine daha nice seneler diliyorum. Gençler ovaya inmişler ( Palamutbükü ) turizmle uğraşıyor çoğunluk, bir kısmı Datça merkezinde çeşitli işlerde, memur. Köy yaşlılara kalmış, birçoğu eski taş yapılarında yaşıyorlar. Aralarında Saffet arkadaşımın babası Durmuş Toksöz ve annesi Benzigül hanım da vardı. Ayaküstü sohbet ettik, tanıdıklardan söz ettik, birçoğunun çocuklarını, torunlarını tanıyoruz. Fotoğrafta da görüldüğü gibi bu güzel ağaçla bütünleşmiş gibiler, ağacın yaşını kimse bilmiyor, birçok anıları var bu ağaçla. Çocukken oyunlar oynadığımız, saklandığımız, altında birçok olaya tanık olduğumuz ağaçların kıymeti bilinmiyor ülkemizde. Öyle ülkeler var ki ağaç var diye yolun istikametini değiştiriyorlar. Onların ne anlama geldiğini yıllar sonra daha iyi anlayacağız, beton binaların aarasında hapsedilmiş bir toplum. Ağaçlara tırmanmamış, kuşları, böcekleri, sincapları görememiş çocuklar, mutsuz insanlar. Bizler doğanın bir parçasıyız oradan koptukça bu yaşanılan doyumsuzluk, içimizde hissettiğimiz boşluk. Onu başka bir şeyle dolduramazsınız.

Knidos Akademi’ye uğramadan edemedim yine, ses seda yoktu, sergi salonunda çalışan bir ressam arkadaştan başka kimseler yoktu. O da kocaman tablonun arkasında görünmüyordu, tabloya bakmak için gidince karşılaştık. Yasemin Sarı Bayer Kocaeli üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde öğretim görevlisi. Tablosunda akrilik ve yağlıboya tekniklerini birlikte kullanmış. Akrilik malzemeyi de kullanmasının nedeni buradaki zamanın kısıtlı olmasındanmış, akrilik çabuk kuruyan bir malzeme.

Zeytincik’i biraz geçtikten sonra yolun kenarında durdum, burada her zaman güzel bir manzara vardır. Sarp dağlar ışık ve gölgelerle bir tablo oluşturuyordu, gökyüzü beyaz bulutlarla kaplıydı. Payzaj ressamlarının aradığı herşey burada vardı. Dikkat ederseniz artık doğada, açıkhavada böyle manzaraları resmeden pek kişiye rastlayamıyoruz. Kapalı ortamlarda fotoğraflardan çalışanlar çokça, oysa bir konunun kendine bakarak resim yapmanın tadı çok daha başkadır. Orada bir ruh vardır, bir enerji, fotoğraftan bakılan çalışmalarda onu hissedemezsiniz. Burada arkadaşım Ekrem İpek çantasından meyvalar çıkardı, hem manzarayı seyrettik hem de meyvalarımızı yedik.

Eylül Duygular Savrulurken” için bir yorum

  • 15 Eylül 2014 tarihinde, saat 13:25
    Permalink

    Yine harikalar yaratmışsınız hocam…teşekkürler…

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir