Doğadaki Cennet – Balıkaşıran Koylarında Yürüyüş

30 Aralık tarihinde Ekrem İpek arkadaşımla Datça Yarımadası’nın cenneti andıran koylarında yürüdük. Daha önce de sözünü ettiğim gibi yürüyüş rotalarını seçerken nasıl fotoğraf çekeceğimiz hep ön planda oluyor. Başlama yeri, saati, yönümüz hep bu düşünceyle belirleniyor. Yaradan bizlere bütün güzellikleri, imkanları sunmuş onu nasıl koruyacağımız, bu imkanlardan, bize sunulan bu nimetlere zarar vermeden nasıl yararlanacağımız bizlerin elinde. Bir yeri cennete ya da cehenneme çevirmek çok zor değil, bunu günümüz dünyasında yaşayarak görüyoruz.

Bu gezimin fotoğraf ve videolarına baktığınızda nasıl bir Yarımada’da yaşadığımız konusunda daha iyi bir fikriniz olacağını düşünüyorum. Datça’yı birkaç turistik koydan ibaret oduğunu sanan çok kişi var. Oysa çok özel bir Yarımada burası, iklimiyle, yaban hayatı ile, doğası ile, burası hızla betonlaşmak  için değil, korumak, gelecek nesillere aktarmak için çabalayacağımız topraklar. Cenneti andıran bir koydan diğerine kuş seslerini dinleyerek, çam, kekik kokularını içimize çekerek yürüdüğümüz anlar.

Ülkemiz için, arkadaşlarımız için dileklerde bulunduk, bu dileklerimizde huzur dedik, barış dedik, hep birlikte dedik, mululuk dedik ama dilemekle olmuyor işte. Kanla, kalleş saldırılarla anılacak topraklarda yaşar olduk. Yıllar önce bir şiir yazmıştım ; ” Güzele nefretle başlar / kötülükle dostluğun/ bahanelerin hazırdır hep acıttığın kalpler için/ zor gelir sonrasında sevmek/ senin gibi olmayanları/ çiçekleri, ağaçları, kuşları/ gülen insanları/ akan dereler, isyan etmiş gibi gelir sana/ gözlerinde bir perde, güneş korkutur/ yüreğindeki buzlar erir diye/ nefret edersin aşktan/ el ele gezenlerden/ uçuşan saçlardan ( Muzaffer Özgen )”

2016 yılının son yürüyüşü, Datça’nın en güzel koylarındayız. Balıkaşıran’da arabamızı park ederek Gökova körfezine bakan koylara doğru yürüdük. Önce doğu taraftaki koylara indik, bu kısım yürüyüşçülerin güzergahında değil, fotoğraf çekmek için her yıl bir veya birkaç kez değişik mevsimlerde burada yürürüm. Aralık ayında ilk yürüyüşüm sanırım. Kartpostalları andıran bir manzarayı fotoğraflayarak koylara indik. Sade ve basit bir iskele ve kayıklar manzarayı nasıl da güzelleştiriyorlar.

datça balıkaşıran koylarında

İlk koy, pırıl pırıl sular, bunun gibi birçok koyu geçip gideceğiz.

Hepsi doğal bir liman, her türlü rüzgardan korunaklı, balıkçılara ait kayıklara rastlıyoruz.

Koylarda denizin getirdiği pekçok pislik var, bunlar içinde en çokları pet şişeler, naylon artıklar. En küçük bir şeyde bile naylon torbayı kullanıyoruz. Bir de bu koyları kullananların bıraktıkları atıklar var ki insanı en çok o üzüyor.

Günlük ormanlarından geçerken sıcak renklerin içinde, yerleri kaplamış kahverengi yapraklara basarak yürüyoruz. Öyle güzel bir ışık var ki sihirli bir değnek değmiş gibi.

Bugün yürüyeceğimiz her koyda hemen hemen aynı manzarayı görmek mümkündü, kapı gibi dar bir boğaz karşımızda duruyordu. Manzaranın içinde mavilerin, yeşillerin her bir tonu vardı.

Doğadaki Cennet – Balıkaşıran Koylarında Yürüyüş” için 2 yorum

  • 2 Ocak 2017 tarihinde, saat 09:17
    Permalink

    kovalıca yangın kulesinden sonra soğuksu yönüne giderken sağda aşağıda denize doğrı uzaktan kuru dere yatağına benzer ge genişçe bir düzlük görülür,oraya küçük çakaldan araba ile gidilebilir mi,araba niva….

    Yanıtla
    • 2 Ocak 2017 tarihinde, saat 14:30
      Permalink

      Eksera deresinden bahsediyorsunuz sanırım, yürüyerek gidilebilinir.

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir