Atölye Sangaloz – Düşlere Açılan Bir Kapı

 

Geçen gelişimde Ayşegül hanımın çenesinde bir bant vardı, bahçede bir kaza geçirmiş. Ben fotoğraf çekerken Muzaffer bey, annem görürse üzülür demişti, sizi takip ediyor. Birkaç fotoğraf çektim ama sayfamı yapmak için daha ileri bir tarihi bekledim. Bu gelişimde bu fotoğraf işini de düzeltmek istiyordum. Çektiğim fotoğraflar yine de pek hoşuma gitmedi, onun güleç, çocuksu bakışlarını yakalayamamışım.

Bu gelişimde Ayşegül hanımın yeni tasarımlarını, çalışmalarını da görme fırsatım oldu. Yeni çalışmaya başladığı bronz yüzüklerle ilgili bilgi verirken görülüyor.

 

İlk gelişimdeki gibi kısa bir cam çalışmasını izledim, bu kez fotoğraflarda o yara bandı yoktu.

 

İşte bu fotoğrafta o tanıdığım Ayşegül Çelik var, aşık olduğu doğaya bakarken mutlu, objektife bakmanın gerginliği yok. O, Atölye Sangaloz’un kapısından girdiği her an mutluluk veren düşlerin kapısından girdiğini biliyor.

Ayşegül Çelik ” Çevresinde ne oluyor, bitiyor, görmeyen çok insan var, maddi hırslara kapılmış sürüklenip gidiyorlar. Doğayla, insanla, çevreyle ilişkiyi kaybetmeden bir şey yapmak lazım. Doğayla uğraşmak istiyorum. ” diyor.

atölye sangoloz çalışmaları

 

Atölye Sangaloz’dan çıktıktan sonra şirin, masalımsı Emecik sokaklarında dolaştım biraz. Ayşegül Çelik’i anlamak için bu sokaklarda biraz yürümek lazım. Şu karşıdaki eski ev, yukarıda kapıda bir horoz burası benim evim der gibi kabarıp durdu. Aşağısında birkaç keçi önlerindeki yemi yemekle meşguldü. Bir zaman gelecek bu karşıdaki ev satılacak, yerine kocaman bir ev yapılacak. Bu hep böyle oluyor, gelenler ihtişama, gösterişe, öyle düşkün ki. Bu dokuyu bu sokağa yeniden verelim, bu sihirli güzellikleri yaşatalım düşüncesi çok az. Ve o güzel sokaklar bir bir kaybolup gitti.

 

Ayşegül Çelik’in ” Şehper Dehlizdeki Kuş ” isimli hikaye kitabını okudum, çok beğendim. Hayal dünyası insanın en büyük zenginliğidir, hayal edebiliyorsak varız. Ayşegül Çelik hergün rengarenk camlarla da hikayeler yazıyor, o küçük cam çalışmalarında onun iç dünyasından kopup gelen renkleri hikayelerini okuduğunuzda daha iyi anlıyorsunuz. Kendisine çalışmalarında başarılar diliyorum, yaşamında hep güzellikler olsun.

emecik görüntüleri

” İlk gün ışığının uyandığı bir an vardır. Gecenin sabaha değdiği bir yer… İşte kehribar salonun pencereleri tam da oraya bakıyordu.

Şafak yaklaşırken taşlardaki gölgeler azaldı; gecenin örttükleri usulca ortaya çıkmaya başladı. Önce boşluğa demir atmış kısalı uzunlu bacalar belirdi. Sonra evlerin kiremit çatıları ve gizlenen güvercin yuvaları. Bunu sessiz, tenha bir sokak, köşe başları, irili ufaklı evler ve bir lunapark izledi. Sabahın bütün alametleri kehribar salonun pencerelerinde sırayla belirirken aylak sabah esintisi gelip sarı çilli perdede durdu. Günün bu ilk saatlerinde kehribar salondan kaçan şekilsiz, alacalı gölgeler, perdenin ayaklarında saklanıyordu. Fakat tek kıpırdanan, onlar değildi. İçeride sesler de vardı. Kehribar salonun kadınları, birer ikişer uyanıyordu ” Ayşegül Çelik. ( Şehber Dehlizdeki Kuş kitabından alıntı. )

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir