Atölye Sangaloz – Düşlere Açılan Bir Kapı

 

Ayşegül hanım camı camla birleştirmeyi seviyorum, çok keyifli derken bize çalışmasından bir örnek gösterdi, özel çam çubuklar alevde ıstılarak renkler karıştırılıyor. Çalışırken bir yandan da bize bilgi veriyordu ama teknik konular. Gözünde Didymium dediği gözlüğü vardı Sıcak camda çalışmak için tasarlanmış, koruyucu ve renkleri daha iyi görmesini sağlıyor. Bir boncuk yapalım şimdi dedi.
Bir gözlük te bana verdi kırmızı rengi bununla görebilirsin diye, gözlüğü objektifin önüne koyarak fotoğraflar çektim. Sağ alt fotoğrafta gözlüksüz çektiğim fotoğraf görülüyor farkı görüyorsunuz. Alev çıkaran aletin sesi vardı, pof pof diye sesler çıkarıyordu. O macun sarar gibi camları alevde yuvarlıyordu, çocukluğumuzdaki macunlar aklıma geldi. ” Camı iyice erittikten sonra bu maddeyi sarıyorum araya seramik tozu diyebileceğimiz tozu seriyoruz camın yapışmasını engeliyor. İyice ısıttıktan sonra şekillendirebileceğiz. Yeterince ısındığında arkasında güzel bir ışık oluşur. Kullandığım şeyin adı grafit, grafit camla çok güzel buluşuyor. ” diyerek bir yandan cama şekil verirken diğer yandan da bize açıklamalarda bulundu.

 

” Bir boncuk oldu. Bu hallerini çok seviyorum, şekiller vermek, renklendirmek hoşuma gidiyor.  derken çamuruyla oynayan bir çocuk gibiydi. ” Camın bir özelliği de Çalışırken tuhaf bir şekilde hayal kurduruyor. 800 den 1200 dereceye kadar ısı değişiyor. Formları bozmak, değişik şekillere büründürmek çok zevkli. Gözlükle şurdaki ışımanın rengini görüyoruz, farklı bir kırmızılık var bunu gözlükle görebiliyoruz. Bu bana buradaki hangi camın çalışmaya hazır olduğunu söylüyor. Bu uçtaki kırmızılık  ancak bu ısıda çalışınca ortaya çıkıyor, çalışabileceğimi gösteriyor, artık bu andan sonra tamamıyle malzemeyle oynayabilirim. ”

ayşegül çelik

 

Böyle insanlarla bir araya geldiğimizde bizi buluşturan bir öz var, yabancılık çekmiyorsunuz. Doğa, sadelik, içtenlik gibi değerlerde buluşuyoruz.

Eşinizin bu konularda desteği nasıl dedim bir ara, ” eşim mimar malzemeleri iyi tanır, tasarım konularında da desteği oluyor, neyi nerede üretebiliriz fikir verir. ” dedi.
İşin sonunda renkler değişti, Ayşegül Çelik yaptığı cam işini rahat soğusun diye mantar tozuna batırırken  bilgi vermeyi sürdürdü. ” Adı mantar tozu bu şekilde soğumazsa çatlar. Bunun gibi bir çalışma yarım saatimi alıyor. Türkiye de bu gibi malzemeyi üreten çok az yer var cam ocağı bunlardan biri. ”
Ayşegül hanım Plaka camları keserek fırında yaptığı çalışmaları da bizlere gösterdi, daha değişik cam işleri.

 

Ayşegül Çelik’in 2008’de yayınlanan öykü kitabı ” Şehper, Dehlizdeki Kuş “, kitabını bana imzalarken görülüyor. Böyle anlar hep hoşuma gider, kitabı açtığında yazarın size yazdığı birkaç satır hafifçe esen bir rüzgar gibi aralar sayfaları. Sayfaları okumaya başlarken bir müddet aklınızdadır o satırlar, sonra hikayenin büyüsü sizi alır kendi atmosferine sokuverir. ” Muzaffer Beye, Datça’nın tadıyla, rüzgarıyla, sevgiyle.. ” diyen o satırlar Atölye Sangaloz’da yaşadığım kısa ama anlam yüklü zamanı hep hatırlatacak.

cam işi çalışmaları

Gitme zamanı geldiğinde Ayşegül hanım bizi uğurladı, bahçesindeki küçük taneli kara üzüm dikkatimi çekti. Emecik sokaklarında eski evleri yeni yapan, içinize umudu, sevinci dolduran çiçekler hep vardır. O evler var olduğu sürece o çiçekler de olacaktır.

 

Bir zaman sonra Atölye Sangaloz’u bir kez daha ziyaret ettim, güzel bir pazar günüydü. Işık çok güzeldi. Ayşegül hanımın yaşamında kediler, köpekler hep var. Sahipsiz kediler onun bahçesinde hep, arada bir köpekler de geliyor. O sırada güzel yüzlü bir kedi biz konuşurken pencerenin dışında bizi izliyordu. Datça gibi tatil yerlerinde hep vardır, tatil için gelip hayvan beslerler, sonra bırakıp giderler. Adı hayvan sevgisi olur, terkedildiklerinde veya hergün görmeye alıştıkları kişileri göremediklerinde onların nasıl bir travna yaşadıklarını bilmezler, hayal edemezler. Bu gelişimde Ayşegül hanımla sohbetimizde genelde konuştuklarımız doğaydı, hayvanlardı. Ayşegül hanım bahçesine gelen bir yaban hayvanı ile ilgili anısını anlatırken ondan sevgiyle bahsediyordu. Hergün biraz daha onların yaşam alanlarını zaptediyoruz, onlara yaşam hakkı bırakmıyoruz. Ben de çevremdeki o çirkin yapılaşma olmadan önce karşılaştığım bir kara yılanla ilgili anımı anlattım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir