Atölye Sangaloz – Düşlere Açılan Bir Kapı

Ekrem İpek arkadaşımla eylül’de bir pazar günü Atölye Sangaloz’u ziyaret ettik. Emecik yamaçlarına tırmanan yolda, Akdeniz güneşiyle aydınlanan bir odaya buyur edildik. Ayşegül Çelik arkadaşın atölye olarak kullandığı, cam çalışmalarını yaptığı mekan. Etraf rengarenk cam çalışmalarla kaplı, bir masal kitabının sayfalarını çevirir gibi baktık onlara,  Ayşegül Çelik’in iç dünyasını yansıtan çalışmalardı bunlar, sohbet ettikçe o sade, çocuksu dünyayı daha iyi tanıdık. Bu ziyaret nereden çıktı derseniz Atölye Sangaloz’un İnstagram’da paylaşımlarını görüyordum merak ettim, bu güzel çalışmaların sahibi kim diye. Ayşegül arkadaşımıza mesaj atarak kendilerini ziyaret etmek istediğimizi söyleyince memnuniyetle bizi davet etti. Aslında daha önce etkinliklerde karşılaşmamız olmuş ama tanışmamışız. Tabii Ayşegül Çelik beni daha iyi tanıyordu, daha Datça’ya yerleşmeden önce web sitemi takip ediyormuş. Karşımızda içten, samimi bir insan vardı, kendisi ve çalışmaları hakkında konuştuk.

atölye sangaloz

 

Ayşegül Çelik’in  ailesi 1990 yılından bu yana Datça’da yaşıyormuş bu yüzden Datça’ya sıkça gelip gidermiş. ” Aslında biraz hayalet Datçalıydım  onlar seyahati sevmiyorlar beni de özlüyorlardı, ben de sıkça gelip gidiyordum, bu yüzden pek tanıyan da olmuyordu. ” diyor.
Üç sene oldu Kamu’dan emekli oldum deyince nereden dedim; Meclis televizyonunda muhabirlik yaptığını öğreniyorum. O yıllar kitaplar da yazıyor. ” Datça hep hayalimdi Ankara’dan kurtulmanın hayali. Ailem de burada olunca gelmemiz kolay oldu, eşimle birlikte eşyalarımızı toplayıp geldik.
” Bende kalanları topladım koşa koşa geldim derim hep. Emecik, kiralık ev ararken bir şans eseri karşımıza çıktı, sonra buraya aşık olduk, inanılmaz bir yer. Ankara’da seramik ile uğraşıyordum, kurslara gittim. Atölye evim gibiydi, çok güzel arkadaşlıklar yaşadım. Sonra seramiği tek başıma sürdürmenin zor olduğunu düşünüp cama geçtim. Ankara’dayken Camı hayatımın devamında yanımda götüreceğim birşey olarak belirlemiştim. İlk atölyemi Ankara’da açtım. ”

Ayşegül hanım camla buluşmasında çok etkili olan Türkiye’nin en büyük ve en donanımlı cam ve sanat merkezinden bahsederken oldukça heyacanlıydı.  ” İstanbul’da Cam Ocağı diye bir yer var, müthiş bir yer.
Camla ilgili görebileceğin, öğrenebileceğin her şeyin olduğu müthiş bir yer. Paşabahçe’nin şile taraflarında, Riva’ya yakın terkedilmiş fabrikaları var. Sanatı ve Cam işini seven Yılmaz bey bu fabrikalardan atılan işçi ve ustaları bir araya getirip büyük bir alana fabrika oluşturmuş. Bu ustalar o kadar iyi, öyle tatlılar ki işi de çok iyi biliyorlar. Yanlarında sürekli birilerini yetiştiriyorlar. Yılmaz beyin yurt dışında bağlantıları var, dünyaca tanınmış hoca ve cam sanatçılarını workshoplar için Türkiye’ye getiriyor. Bu çalışmalar 20 gün sürüyor, onlardan her şeyi öğrenme şansınız oluyor. Kalan zamanlarda da fabrikada dolaşarak usta amcalardan öğreneceğinizi öğreniyorsunuz. Ben orada dört ayrı kursa gitim, bir anda önüm açıldı, bakış açım değişti. Hala zaman zaman telefon açıp kafama takılanları sorabiliyorum, Fahri bey var, ne yapmam gerektiğini ayrıntılarıyla söyler. Kıskanma yok, bilgi veriyor, yol gösteriyor, bağlantı kurduruyor. Ben Cam Ocağı’nda öğrendim bu işi. Meraklı bir yapım var, araştırmayı, yeni denemeleri severim. ”

cam çalışması

Ayşegül hanım bir ara notlar aldığı, defterlerini gösterdi. Deney defterleri. Ne yaptım, nasıl yaptım, kaç derecede yaptım gibi notların bulunduğu defterler. Kuş motifini göstererek onun nasıl oluştuğunu anlattı. ” Aslında kuş benim tanıdığım bir motif değil, hayatımda baskın olarak kediler var, zaman, zaman balıklar, köpekler de oldu. Kuşlar, muşlar yavaş yavaş hayatına giriyor insanın. Renklerle giriyor. Madem camı bükebiliyorum böyle yapsam nasıl olur diyorsunuz, öylece bir serüven başlıyor.
Duvardaki kız var ya, 50 denemeden sonra bunu yapabildim, ilk çalışmalarımdan. Çok inat ettim yapabilmek için. ”

Yukarıdaki fotoğrafta görüldüğü gibi küçücük çalışmalarda bile birçok renk ve ayrıntı var. Hepsinde bir öykü var. Öykü demişken Ayşegül Çelik yazar aynı zamanda, birçok tanınmış dergi ve gazetelerde yazıları yayınlanmış. Televizyon, sinema ve sahne için drama yazarlığının yanı sıra televizyon için çocuk programlarında yazarlığı var. Can yayınlarında yayınlanmış kitapları bulunuyor;  ” Kağıt gemiler “, ” Ölmeyi bilen Adam Muhsin Ertuğrul ” ” Korku ve Arkadaşı ” ve ” Şehper Dehlizdeki Kuş ” isimli öykü kitabı.

 

Yeni denemeler, araştırmalar yapmayı seviyor. ” Ankarada yolda yürüme yeteneğimi kaybetmiştim. Böyle sokağında yürümeyi seveceğim bir yerde yaşamak istiyordum. Geldik Eski Datça’yı dolaştık nereler olabilir diye. ” Yazımın başında da belirttiğim gibi sonuçta kendilerini Emecik’te buluyorlar. Eski Datça evlerinden esinlenerek yaptığı çalışmaları gösterirken Ekrem arkadaşım Sangaloz adının nereden geldiğini sordu. ” Ankaradaki atölyemize seramik çalışmaya gelen çocuklar vardı, 5 – 6 yaş grubu, salyangoz diyemezlerdi kimisi sandaloz, kimi sangaloz diyor ama birbirlerini anlıyorlardı. Bu ismi onlardan esinlenerek koydum. ” dedi.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir