Güzel manzaralarla, paylaşımlarla geçen iki gün.

kızlan sokaklarında gezi

Kızlan köyüne dönüyoruz, eski dar sokaklardan Alper’in anne ve babasının yaşadığı eve gidiyoruz. Çiçek açmış ağaçlar arkadaşlarımızın ilgisini çekiyor.

datça kızlan köyünde ev ziyareti

Kuyucu’ların evinde masalar donatılmış, tabaklar hazır. Alper masa örtülerini göstererek leoparlara vurgu yapıyor. Biraz sonra Datça Belediye Başkanı Gürsel Uçar da geldi. Alper’in annesi oldukça marifetlidir, yaptığı dolmalardan tatmıştım. Gözlemeler, poğaçalar, börekler doğada oldukça acıkmış olan bizler için güzel bir ziyafetti. Bu güzel ziyafette katkısı olanlara ellerine sağlık diyorum. 50 kişiyi doyurmak bir kişiyle olacak iş değil.

kizlan-koyunda-ziyafet-2

Yemekte sohbetler edildi, bilgi alışverişinde bulunuldu. Datça Belediye Başkanı Gürsel Uçar ” Bizde pazar cumartesi günü ama biz  sadece yerli üreticiye mahsus olmak üzere malını satabilmesi için cuma günü 14.00 ten sonra pazarı kurduruyoruz. Ücret almıyoruz. Halkımıza daha taze sebze, meyva alma şansı veriyoruz hem de üreticimizin malını iki güne yayarak malını daha iyi satabilmesini sağlıyoruz. Bu pazarlarda üreticinin kendine ait ürünü satması dikkat ettiğimiz nokta, bu konuda zabıtadan gelen şikayetler oluyor. Başkalarının ürünlerini satanlar olabiliyor, bunları uyarıyoruz. “dedi. Onca yıldır pazara gideriz bilmediğim bir konuydu; demek ki sadece Datça çiftçisinin katıldığı pazarlarda kendi ürününün satılması gerekiyormuş, komşunun ürününü bile satması uygun değil, anladığım kadarıyla.
Sohbette Seferihisar’da tohum bankasının olduğunu, tohum takasının yanında belediyenin yerli fideler üretip kadınlara ücretsiz verdiğini öğrendik. Küçük işletmeler için bu yöntem iyi oluyormuş, yerli fide kullanımı yaygınlaşıyormuş. Bunun üzerine Datça Belediye Başkanı Gürsel Uçar Kızlan’da 168 dönümlük bir yerin belediyeye geçtiğini söyledi. İçinde havuzu ve binası varmış. Gelecekte burada evlerden toplanan bitkisel atıkların gübreye dönüştürülmesini düşünüyorlar.

Kuyucu’ların evinden Kızlan merkezindeki Muhtarlık binasına geçildi, burada arıcılık ve geleneksel üretim ile ilgili konuşmalar yapıldı. Işık durumu uygun değildi fotoğraf çekemedim, projeksiyon makinası ışığındaydık. Açış konuşmasını Alper Kuyucu yaptı, daha sonra Muğla Akdeniz Yeşilleri Derneğinden Şamil Beştoy söz aldı. Çalışmaları ve geleneksel tarımla ilgili düşüncelerini belirtti. Açılan konularda birçok arkadaş görüş belirtti, burada tek tek adlarını veremiyeceğim , paylaştıkları düşüncelerini, verdikleri bilgileri yazacağım.

Alper Kuyucu Arıcılılıkla ilgili yıllardır çözülmeyen problemlerin olduğunu, bu etkinlik vasıtasıyla tanıştığı Şamil beyin gelecekte kendileri için bir ışık olacağını söyledi. Tarımla uğraşan bir aileden gelen Alper Lise sonrası okumaya devam etmeyip tarımsal alanlarda çalışırken ilgisini çeken arıcılığa yöneliyor. Bu işe yöneldiğinde ailesini bile zor ikna etmiş, bu işin sonu yok gibisinden sözleri sıkça duyarak. ” Arılar doğada her yerde olan mucizevi yaratıklar, yediğimiz her şeyde onların emeği var, gizli kahramanlar diyorum ben onlara..Elimi taşın altına soktum, algıları değiştirmek, gençlere örnek olmak istedim. yeğenime bu işi sevdirdim. Geçmişte arkadaşlarım top oynarken ben arı kovanlarının yanındaydım. Günümüzde aileler bal üret, arcılıkla uğraş demiyor. Yüksek ücret versem bile bir eleman bulamazsınız. Ama bir barda, restoranda çalışmak gençlere daha cazip geliyor. Ülkemiz bal yönünden bir okyanus ama bir türlü değerlendiremiyoruz. Bana göre sebebi geleneksel yöntemle arıcılık yapan çok az kişi var. Çatıdan başlayanlar nedeniyle kalite problemi yaşanıyor. Bal üretmek için üretiyorlar, tadı, kokusu, kıvamı nasıl olacak arayışı yok. Bizler bu mesleği babadan öğrendik, yeni nesile aktaramıyoruz. Balı da tüketiciye anlatamıyoruz, merdivenaltı üretim yapan firmalar reklamlarla, ellerindeki imkanlarla bizlerden etkili oluyor. Ben kendimi düzeltsem de topluca bir düzelme olmadığı için bir sonuca varamıyorum. ”

Şamil Beştoy Comdeks destekli arıcılıkla ilgili bir proje üzerinde çalıştıklarını söyledi. Amaçları yerel arıcılık tarzının tekrar egemen olması. Doğa derneği vasıtasıyla Alper Kuyucu ile de tanışmış, bu iletişimin kalıcı olmasını diliyor. Şamil bey bundan önce  hobi amaçlı arıcılık yapıyormuş. Şu an ” Senin de bir kovanın olsun ” başlıklı  bir proje yürütüyorlar. ” Şehirli insanlara birer kovan alıyoruz, üç yıl için kovanlarına bakıp, ballarını kendilerine göndereceğiz. Şu an bu şekilde 32 kovanımız var, gelecekte bu sistemi arıcılara yaymayı düşünüyoruz. ” dedi.  Arı kovanlarını Muğla sınırları dışına çıkarmıyorlar, geçmişte Muğlalalı arcıcıların yaptığı gibi arıcılık yapmak istiyorlar. Kara kovan çalışmaları da varmış.

Şamil Beştoy konuşmasında; ” Şimdi biz arkadaşlarımızla yeni bir kapı açtık, arıcılık koca bir evren ama biz doğanın, arının sesini dinlemeyi unutmuşuz. Doğaya o kadar yabancıyız ki işin içine girdikçe arcılarla, arılarla ilişki kurdukça kendi adımıza dehşete düştük.  Köklere dönmek gerekiyor, Muğla bir arıcılar kenti, 385 köyü var 360 ında arıcılık yapılıyor, bu köylerin 280 inde temel geçim kaynağı. 4500 kayıtlı arıcı var, kayıtsızlarla 5000 i bulduğu söyleniyor. 1.140 bin kovan var, her yıl 1.5 milyon kovan dışarıdan geliyor. Yapılan arıcılığın herhangi bir doğal yapıyla ilgisi kalmamış durumda maalesef. Bal üretimi çam balı olarak 12.000 tona düştü. Bizim projemiz  Orhaniye, Osmaniye, Bayır, Turgut gibi bölgelerde sürüyor, geçen hafta kahve toplantısı yaptık. Arıcıların durumu iç açıcı değil, toptancıların kendilerini aramadığını, üretimin azalmasına karşın fiyatların da düşük olduğunu öğreniyoruz. Bu düzen içinde onlara neyi anlatacaksınız, doğallıktan, kaliteden bahsetseniz küfür gibi gelecek. Bizim yapacağımız yine de doğruları anlatmak, birbirimize destek olabiliriz. Bu nasıl oluşacak, bu geçim nasıl sağlanacak. Bizim projemizin amaçlarından biri de bu şekilde bir arıcılık için model oluşturabilmek. Senin de bir kovanın olsun projesini başlattık.  Bu ortama yabancı, şehirlerde yaşayan insanlara maliyeti karşısında kovan sattık, 3 yıl onlara bakıp, ballarını  kendilerine vereceğiz. Bu sayede projemizi sürdürebilmek için bir peşin para da gelmiş oldu. En önemli şey tekrar doğaya uyumu, saygıyı yakalamak. Şehirdeki insanın üretilen bala güvenini sağlamamamız gerekiyor. ” dedi. Şamil bey arıcılıkla ilgili çözümün şimdiki kitlenin içinden çıkamıyacağını düşünüyor. ” Bizim düşündüğümüz mantıkla arıcılık yapan yeni bir nesil yaratmak gerekecek. Geleneksel bilgilerle bilimsel bilgi sistemini birleştiren bir nesil yetiştirme gerekliliği var.” dedi.

Bundan sonra katılımcılar sorunlarla ilgili fikirlerini söylediler. Bunlardan biri bal fiyatlarının düşük tutulmasının üreticide sahte bal şüphesi uyandırması. Kaliteli bal üretiyorsanız fiyatların yüksek tutulmasından çekinilmemesi gerektiği belirtildi. Kaliteli bal ürettiğinizde pazar sorununun kendiliğinden çözülür denilerek, balı coğrafi işaret olarak ayrıştırmanın ve marka tescilinin önemine değinildi.

Kovan sayısını yüksek tutarak teşvik alınması ki bunun sonucunda yine arıcının zor durumda kalacağı söylendi, sonunda alınan bu desteklerin ödenmesi var. Tüketicinin de düşük fiyatlı bala yönelmesi, bal konusunda bilinçsiz olması dile getirilen konulardandı.

Her vadinin florası ayrı,  balları pazarlarken bunları belirtmek lazım dendi.  Macaristan’da bir vadiden örnek verildi, sadece akasya balı üretiliyormuş. Turistik yan uygulamalar da varmış, geziler, arıcılık eğitimleri gibi.

Bazı yerlerde polen açısından önemli bitkilerin doğaya dikilmesi önerisine arkadaşlardan itiraz geldi. Bir yerde bir şeyin çoğaltılması yaşama müdahale olur, bir bölgenin doğal türleri tesbit edilerek bir miktar ekilmesi desteklenebilir dendi.

Arı habitatı devamlı azalıyor dendi. Otçul hayvanların artık doğada dolaşmaması, yayılımcı kızıl çam ağaçlarının her geçen yıl daha büyük arazileri kaplaması, diğer bitkilerin gelişimine izin vermemesi arıların azalmasında etken olarak gösterildi. Keçiciliğin desteklenmesi lazım fikri birçok arkadaş tarafından dile getirildi. Keçinin doğaya, ormanlara zararlı olduğu bilgisiyle büyüyen bizler biraz şaşırarak dinledik .Aslında bu konuyla daha önce tanışmıştım Kızılova’ya yaptığımız gezide bütün düzlüklerin dikenimsi bir bitkiyle kaplı olduğunu görünce burada yıllar önce yaşamış yaşlı birisine sormuştum. Bizim zamanımızda yemyeşil otlaklar vardı, çok sayıda keçi ve inek otlardı, gübreleri doğaya canlılık verir demişti.

Doğa okulundan bir konuşmacı ” Çöpler toplanmadığında şehirler nasıl yaşanmaz hale geliyorsa doğada da otoburlar dolaşmazsa orası bir ot çöplüğüne döner. Arının olduğu yerde kuşların da çok olduğunu görürüz, bitki çeşitliliğinin olduğu yerler. Keçilerin otladığı yerde orkideler, pirenler, pekçok bitki oluyor. Ağaçların arasında hayvanlar yoksa, arılar, böcekler yoksa, orası orman olmaz ağaçlarla kaplı bir yer olur. Bütün bu sistemin bağlayıcısı arılar bu çeşitliliğin azalmasından en çok zararı görenlerdir. Muğla arısının veriminin azalmasının nedenlerinden biri çam ormanlarının kır aleyhine büyümesi. Basra çoğalıyor iyiymiş gibi görünüyor ama basrayı alacak arı büyüyemiyor ki, diğer bitkiler yok. Birçok yerde başka habitat kalmamış tamamen çam ormanlarıyla kaplanmış, çalı ve fundalıklar gelişemiyor. ” dedi.

Bu konuda konuşan bir arkadaş ” Biz doğa hassaslığı olan kişiler genelde doğadan elimizi çekelim, doğa kendine gelsin düşüncesndeyiz ama kırılganlığı yüksek yerlerde doğa kendini üretemiyor. Doğa duyarlılığı fazla kişilerin her şeye itiraz yapısının değişmesi lazım. Domuz vurmayın, ağacı kesmeyin, keçiyi sokmayın gibi duygusal tepkiler yerine bilinçli bir şekilde burada keçi beslenmeli, ormanın seyreltilmesi lazım, kontrollü yangınlar lazım gibi ekosistemi tanıyarak bilinçli müdahaleler yapmak gerektiği noktalarına gelmeliyiz. ” deyince rastladığım bir keçi çobanı aklıma geldi, sık sık ateş çıkarırdı geçtiği yerlerde, çok kızardım.

Bal üreticisi bir arkadaş devlet destek verirken  denetlemeli, kaliteli arıcılığı desteklemeli. 300 teneke değil de 200 teneke üretim olsun ama benim balım 150 liradan değil de 350 liradan gitsin derken arıcılar birliğinin de bu konuda etkili olmasını istedi.

Doğa Derneğinden biyolog arkadaş ” O yöreyi tanıyıp birbirini destekleyen bitki ve canlıların birlikte olabilecek şekilde tanımlanması gerekiyor. Bu şekilde modeller önerilmeli. ” dedi. Konuşmada Akdeniz’in değişken bir eko sisteme sahip olduğu belirtilerek belirli zamanlar içinde değişkenlikler yaşandığı söylendi. Bir zaman ormanlarla kaplı bir yerin bir zaman sonra fundalıklarla, makilerle kaplı olabileceği gibi.

Arkadaşların sonuç olarak dile getirdikleri: ” Güzel konuşuyoruz ama bunun gerçeğe nasıl dönüştürüleceğine dair uygulanabilir çözümler önerilmeli, bunları yapmazsak sadece konuşmuş oluruz. Bir yerden bir adımla başlamalı. Bir ürün üzerinden başlanabilir, çiftlik gibi yerlerde keçi beslenmesi teşvik edilebilinir. ” dendi. Burada sağlanan iletişimin de kopmaması istenilen konulardandı. Konuşmaların ardından ” Balın ötesinde ” belgeselinden 15 dakikalık bir bölüm izlendi, Alman yapımı. Oldukça etkileyici bir belgesel, onu izleyince bu küçük canlılara saygı duymamak elde değil.

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.