İsimsiz Kahramanlar, Orman Yangın İşçileri

28 Haziran Çarşamba gecesi Ekrem arkadaşımın telefonla arayıp Emecik taraflarında ormanlarımız yanıyor demesiyle balkona koşarak dışarıya baktım. Emecik dağının yakınlarında upuzun şerit şeklinde alevler görünmekteydi. Tabii her zaman ciğerlerimiz yanıyor dediğimiz, içimizin cızz ettiği anlar böyle anlar. Tam yerini çıkarabilmek için dürbünle baktım, rüzgar türbinleri ile Emecik dağı arasında bir bölgede gibi gönüyordu. Yeri konusunda Facebook arkadaşlarımızla da yazıştık hemen. Yangına yakın olan arkadaşlarımızın duyduğu acılar, endişeler daha da farklıydı. Datça’daki 32 senelik yaşamımda 4-5 kez büyük yangınlara tanık oldum, bazısı bizlere çok yakındı. Gerçekten o anlarda ormanlarımızın ve içindeki canlıların yok olmasından dolayı duyduğun üzüntüye korkular da katılıyor. Size doğru gelen, engellenemeyen, her şeyi yakıp kül eden bir canavarla karşı karşıyasınız. İnsanlık tarihinde bulunmasıyla insanoğluna büyük bir güç katan, yaşamını değiştiren ateş Datça rüzgarının atına binmiş zaptedilmez bir güç oluvermişti. Evet nedense yangınların çıktığı her zaman kuvvetli bir rüzgar da vardır ve yangının kontrol edilmesini güçleştirir. Yukarıdan su boşaltan helikopterler, uçaklar, ne yapsanız çaresiz kaldığınız anlar olur, veya öyle hissedersiniz. Yangın dağlık, sarp kısımlara sıçrarsa işler daha da zorlaşır. Bu yangında olduğu gibi gece yangınlarına havadan müdahale etmek imkanı da olmuyor. O zaman iş olduğu gibi isimsiz kahramanlar dediğim Orman Yangın ekiplerine kalıyor. Balkondan an be an seyrettiğim yangın kısa zamanda yangın ekiplerinin çalışması ile kontrol altına alındı. Bakıyorum tam söndü diye yazacağım birden rüzgarla alevler parlayıveriyor. Tabii orada nasıl bir mücadele verildiğini biraz hayal edebiliyordum ama ertesi gün yangın yerine gittiğimde verilen mücadelenin ve tehlikenin büyüklüğünü, daha iyi görebildim, rüzgarın ani bir yön değiştirmesi ile yaşanacakları hayal etmek bile korkunç geliyor.

orman işçileri

Yangının ertesi günü Datça Orman İşletme Şefi Uğur Orhun ile  Datça’ya 12 km uzaklıkta Gebekum Mevkiindeki Datça  Orman Yangın İstasyonuna uğradık. Datça’daki herhangi bir orman yangınında ilk müdahaleyi bu ekipteki arkadaşlar yapıyor. Dün gece çıkan yangınla ilgili ihbar saat 22.00’ye doğru gelince ekipler çok kısa bir zaman içinde yangına müdahale ettiler, Marmaris’ten gelen ekiplerle birlikte 160 civarında Orman yangın işçisi yangını kontrol altına almak için büyük bir mücadele verdi. Yüzlerinde gördüğüm uykusuzluğun, yorgunluğun izlerinin yanında ormanlarımızı kurtarmanın, insanlara zarar vermeden yangının söndürülmesinden duydukları gurur ve mutluluk ta belli oluyordu. Onlar adlarını bilmediğimiz, çoğu zaman da göremediğimiz sessiz kahramanlar. Yangın söndürüldü diye verilen sevinçli haberlerde onları pek göremeyiz. Tehlikeli ama bir o kadar da kutsal bir vazifeyi yerine getirmekteler. Datça’da yangın çıktı dendiği zaman onların ailelerinin endişeleri daha değişiktir büyük ihtimalle.

Arkadaşlarımız fotoğrafta yaşadıkları alanlarda görülüyorlar, yemeklerini kendileri yapıyorlar. Çoğu Muğla’nın değişik bölgelerinden buraya ekmek paraları için gelmişler, Denizli Çameli’nden de var. Rüzgarın ve sıcakların arttığı bu günlerde hep tetikte bekliyorlar.

Toplu olarak fotoğraf çekerken yüzlerinde ve elbiselerinde geceden kalan yangın izleri görünüyordu. O anda yangın alanından gelen üç kişi oldu, onların da fotoğraflarını çektim. Yangını soğutma çalışmaları devam ederken gruplar halinde nöbet tutuluyor. Uğur Orhun’la sohbetimizde ” Datça 1. derecede yangın bölgesi ancak burayı daha da kritik yapan özellikle yazları hiç dinmeyen rüzgarı. Bu arazilerde yangınla mücadelede en önemli şey yol, olmazsa olmaz. Orman Genel Müdürülüğü uçakları, helikopterleri, arazöz, iş makinaları, dozerleri ile güçlü bir teşkilat. Ekipmanlarımız tamam, teknik personelimiz çok iyi yetişmiş durumda. ” dedi.

Orman yolundan giderken bir ara durduk, Uğur Orhun kurumuş ağaçları göstererek ” Bunlar  Pinus Pinaster denilen sahil çamları, bu bölgede çok, yanan yerlerde de bu ağaçlar vardı, birçoğu kurumuş vaziyetteydi. Son senelerde belirli bir nemi alamayınca kuraklığın etkisiyle bu ağaçlarda kuruma olayı çok fazla oldu.” dedi. Zaman zaman son yıllarda sıkça gördüğümüz kurumuş ağaçlarla ilgili sorular bana da soruluyor, hocam bilginiz var mı gibisinden. Uğur Orhun bir ara bu konuda da açıklama yaptı, ormanlardan alınan numunelerin incelenmesi sonucu kuruma olaylarının iklim değişikliği ile ilgili olduğu sonucu çıkmış. Özellikle geçen yılki kuraklığın bunda etkisi büyük. Sahil çamları internete baktığımda oldukça dayanıklı ağaçlar aslında, kumluk alanlarda, sahile yakın yerlerde varlıklarını sürdürebiliyorlar.

Yangının olduğu saatlerde rüzgar oldukça kuvvetli esiyordu, bu endişelerimizi daha da artırmıştı. Gerçekten şöyle bir baktığımızda her yer orman, o gün çabuk ve doğru bir müdahale olmasaydı çok büyük bir felaket yaşanabilirdi. Bugün yangın yerini gezerken de rüzgar vardı, yangının olduğu vadi rüzgara açık bir bölge, denizden esen rüzgar bu koridordan geçiyor.

Yangın yeri Adaburnu hizasında bir vadi ( basında Yılancık Boğazı diye yazmışlar ), karşı taraflarda Özil gönüyordu. Yangın bir dere gibi düz bir istikamette olmuş. Her tarafın ormanlarla kaplı olduğu bir yerde yangının diğer taraflara atlamaması büyük bir başarı.  Yangının çevresindeki açılmış yol şeklindeki yerleri görünce nasıl bir çalışma yapıldığını görebiliyorsunuz. Yangının başladığı kısma çok yakındık, böyle bir yerden başlaması ilgimi çekti, burada yangın nasıl çıkar diye merakla sordum, şefimiz araştırılacağını söylemekle yetindi. Yakında elektrik direği veya yangına sebep olacak bir şey görünmüyordu. Kasıt var desek sahile çok ta yakın değil, neden yakılmak istenir diye soruyorsunuz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir