Bubaslık Suyu

Ormanda patika yollar

Zaman zaman sıklemen denen orman çiçeklerine rastladık, orman çiçeği diyorum ben sıklemenlere çoğunlukla ormanlık alanlarda rastlıyorum. Sedat arkadaşım buradan bir patika yola saptı, Bubaslık suyunun çıktığı yere gittik. Bu kısımlarda defne ağaçlarına da rastladık.

Bubaslık kaynağının çıktığı yer

Bubaslık suyunun çıktığı yerde akan bir kaynakla karşılaşacağımı beklerken, üzeri betonla kapatılmış bir yere geldik. Tabii su olur da orada yerleşim olmaz mı, çevreyi incelediğimizde çok eski yıllardan kalma duvarları gördük. O yıllarda ihtiyaç olan su dağlardan gelen kaynak sularından tedarik ediliyordu, kaynakların yakınında evler, evlerin bahçesinde havuzlar bulunuyordu. Kaynak suyu bu havuzlarda toplanarak sebze ve meyva bahçelerine veriliyordu. Burada da o yıllara ait bir evin duvarlarından kalanlar ve bir havuz bulunuyor. Şimdiki en yaşlılar bile o dönemleri bilmiyor, , söylenenlere göre buradaki kişinin 1000 tane koyunu varmış. Yarımada üzerinde gezdiğim her kaynak suyu kenarında mübadele yıllarına kadar kullanılan yapılara ait kalıntıları gördüm. Genellikle çok tenha ve ıssız olan bu yerlerde bir veya bir kaç ev yanyana oluyor, bitişiğinde ağıllar falan bulunuyor. Kendilerine yakın dereler üzerinde su değirmenleri, tepelere yel değirmenleri yapmışlar.

Bubaslık yapı kalıntıları

Havuz ve havuzun yanındaki yapı kalıntısını gezdik. Çok uzun yıllara dayanan bu yapıların kalan duvarlarının büyük bir kısmı toprak altında kalmış.

Kırmızı mantar

Bubaslık\’ta taş duvarlarla yapılan teraslarda tarım yapılıyordu. Köylüler bu teraslara seki diyor. Bugün o günlerden kalan duvar ve yapı kalıntılarının bir çoğu orman içinde kaybolmuş vaziyette.
Yürüyüşün başında karşılaştığım turuncu renkli mantarlara burada da rastlıyorum, üst üste ilginç bir görüntüleri vardı.

Hızırşah Bubaslık\'ta kilise kalıntısı

Rumlara ait bu yerleşimlerin yakınlarında çoğu zaman nüfusa bağlı olarak değişik büyüklüklerde kiliseler varmış, bunların bir çoğunun fotoğraflarını çektim. Bubaslık\’taki kilise de şapel dediğimiz türden, küçük boyutlu. Bunun gibi kalıntılara Domuzçukuru yolunda, Kargı koyunda, Değirmenbükü\’nde, Karaköy\’de gibi bir çok yerde rastladım, bir çoğunun burada olduğu gibi duvarlarının bir kısmı kalmış. Bu kilise yapıları Rumlardan sonra çobanlar tarafından ağıl olarak kullanılmış, buna örnek Kargı ve Değirmenbükü\’nü verebilirim. Özellikle Değirmenbükü\’nde manastır olduğunu düşündüğüm yapı grubu bakım yapılarak büyük bir turizm potansiyeli yaratabilir. Dün yabancı bir ülkeden bana gelen mailde Papazini sayfamın ilgilerini çektiklerinden bahsediyorladrdı.

Bubaslık şapel

Şapelin doğu kısmında apsis dediğimiz yuvarlak kısım belli oluyor, bu kısımda taşlar harçsız olarak üst üste konulmuş, arkadaşlar yıkılınca daha sonra çobanlar tarafından yapılmıştır dediler. Bu yapıların üstü tonoz dediğimiz örtü sistemi ile kapalıydı. Bunun için horasan denen harcı kullanmışlar, kalan duvarlarda bu harcı görebiliyoruz. Bazı yerlerde çoğu zaman olduğu gibi antik yerlerden alınmış taşlar kullanılmış. Antik dönemde Hızırşah yöresi iklim, arazi ve su kaynakları nedeniyle bir çok yerleşime sahne olmuş, bunların kalıntılarına zaman zaman rastladım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir